ahmet turk e yumruk atan cengaver icin ne dediler

70 yaşındaki beyaz saçlı adama yumruk atmak için muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur.

atatürk

sayin abdullah ocalan kurt halkinin iradesidir

türkiyede yaşayan 2 milyon 40 bin kişi bu metni imzalamış.

hadi bunu geçtik, size kimseyi de beğendiremiyoruz canım.
siz kimi öneriyorsunuz?

ahmet turk e yumruklu saldiri

atılan her bir yumruğun intikamının gecikmeyeceğinden emin olabilirsiniz.

ahmet turk

kendisiyle yüz yüze görüştüm, mecliste, televizyondaki bir çok kürt gibi eğreti duran konuşmasından, diksiyonundan eser yoktu anadiliyle konuştuğunda. yılların verdiği acıları, yıkımları, aşağılamaları, kayıpları büyük bir hoşgörü ile içinde özümseyen sıcak bir insan. onunla kürtçe konuştuğumda coşkum bir ırmak gibi geldi sesi kulağıma.

büyük bir hayranlıkla izlediğim tbmm de kürtçe konuşmasında, sözlüğün ağzı kokan yazarların beyinlerinin içine tükürmüştür bu vesileyle. çünkü diyarbakır zindanında kendine verdiği bir söz vardır. ve sözünü tutumuştur.

ve görülen odur ki, kürtlerin tutsaklığını değil de özgürlüğünü savunan bir çok yiğit insan gibi(mesela leyle zana, mesela mahsum korkmaz, mesela mazlum doğan) kuskuk beyinlilerin küfürlerini çokça hak etmiştir.

kurdistan

16. yy da ehmedé xani'nin en büyük düşü, 500 yıllık bir gecikme ile de olsa, tek kelimeyle değil "kurdistana mezin"( büyük kurdistan) şeklinde tanımlanacak doğumu gecikmiş ama illa ki doğacak. dünyadaki sınırlar kalkarken, sınır çizmenin ne mentığı var, abd, israilin güdümünden çıkamayacak, açlıktan nefesi kokacak halkının v.b söylemlerin hiçbirinin muhatabı olmadığı, bunu söyleyenlerin kendi beyinlerinin komplikasyonlarıyla ilgilenmeleri gerekliliğini ortada.

öyle birşey olsa batıdan kaç kürt gider şeklindeki düşüceler de işin çerez kısmı. şöyle ki, sorun orada yaşayıp yaşamama sorunu değil canlarım, ciğerlerim. ekonomisi, geleceği, amerikan güdümlülüğü değil sorun. olması gerekenin olmamasıdır asıl sorun. kasrı şirin antlaşmasıyla ikiye bölünen 1. dünya savaşıyla da dörte hatta beşe bölünen, ama bir türlü yok olmayan, mitoz gibi kendi genetiğni koruyan bir iftihar duyma halidir.

1945 de kadı muhamed tarafından küçük bir parçada da olsa ilk defa yeryüzünde renki bayrağı dalgalanmıştır. o bayrağa kadı muhamedin kanı dökülmüştür, mustafa barzaninin aylarca süren büyük kahramanlığı yazılmıştır.

bugün ise ırakta o güzelim renkler dalgalanmaktadır. içindeki güneş hepimizi aydınlığa ve umuda çağırmaktadır.

ve gün geldiğinde, gönül isterki yıllarca kardeş olduğunu idda edenlerle beraber gerekli her yerde dalgalanacaktır. arzuhal o dur ki, dibinde kan olmasın, içindeki güneş sadece ve sadece aydınlığı, yeşili; mezopotamyanın bereketini, beyazı; barışı, kırmzısı; tarihteki şehitleriyle var olsun.

ama şöyle ama böyle güneş doğacak, ve aydınlatacaktır içimizi.

newroz

her şeyden önce doğanın kış uykusundan uyanışıdır newroz. toprağın, ağacın, otun, böceğin kafasını kaldırıp yeni bir yıla merhabasıdır. baharı müjdeleyen güzel bir gündür. gece ve gündüz eşitlenmiş, kar dağlara çekilmiş, yerküre güneşle aşkını tazelemiştir. yüzünü güneşe dönmüş, güneşin kamaştırıcı yüzüne özlemini gideren gündür.

sonra dehaqéın köleliği yaktığı gündür. küllerinden yeşili, kırmızıyı, sarıyı, yani yaşamı doğurmuştur. ve sonra üç kibrit çöpünün asiliği, inancı, teslimiyete hayır demenin, doğru bildiği inandığı doğruları uğruna boynuna geçirdiği iple kendini dehaq'a adayanların günüdür, newroz.

daha da sonra, çok kimsenin yaşayamadığı bir duyguyu ilk isyanınızı haykırdığınız gündür. rengarenk giysili genç kızların halay coşkusunu, genç erkeklerin kendinden geçercesine halaya duruşunu, ateşin üzerinden sanki uçacakmış gibi atlamasını, büyük bir insan yığınıyla mesela bir milyon insanla bir şarkıyı haykırmanın verdiği mutluluktur newroz.

yeniden doğuş, barış, bereket ama en çok da isyandır newroz!

leyla zana

hayatını doğru bildiği davaya adayan, kadının bırakın siyaset yapmasını, bir toplulukta konuşamadığı bir dönemde rekor bir oy oranıyla meclise girdikten sonra "kürt ve türk halklarının kardeşliğini diğer kardeşin diliyle bağırdığı için en verimli yılarını zindanda geçirmiş, uzun dönem ve hala kürt kadınının ekolü olan benim de büyük değer ve sevgi duyduğum asil insan.

sözlükte beş sayfa dolusu küfür leyla'nın asi duruşuna mağrur bakışına dağ duruşuna zerre kadar gölge düşüremez.

her zaman söylemişimdir, "kürt" kavram olarak bile iyi bir turnusoldur. bu sayede kimin ne olduğunu çok iyi anlarsınız.

ahmed arif

"33 kurşun" şiiriyle, ağızlarına kurşun sıkılan kürdün "namus işçisidir". öldürülen kürtlerin sızısını tek tek 33 nü birden yüreğimde hissetiren şairdir.

aksam erken iner mapushaneye

insan olanın içindeki özlemi, özgürlüğe olan hırsını, bir kıvılcım gibi içini yakan şiirdir ahmet arifin.

ahmet turk soyadini degistirsin kampanyasi

değiştirsin, soyismi türk olan birinin bu yüce ve şerefli soyismini taşıma ağırlığını göstermeyip kürtçe konuşmuştur. heyhat! yüce türk dili varken katırcı dilinde konuşarak kendini küçük düşürmütür.

yeni soyismi kart-kurt olabilir pekala.

asksizlik

heyecanlı bir aşka kapılmabilmenin uygun süreci

leyla zana nin ilkelerinden odun vermeyen asil karakteri

leyla zana'nın asiliği derinlerden gelen bir yaşanmışlık. yaşamla kavgasından gelir. ailesine karşı duruşundan, yıllarca cezaevi kapısında kalmaktan, ceza evine düşmesine kadar sürekli bir savaşımın verdiği asilik.

annesi asiydi, kocası da öyle, kendisi de...

hiç kimse bebek katletmek için ömrünü zindan da geçirmez. zira bebek katletmenin hiç bir cazibesi yoktur. tüm dava; kapkara gözleriye bize bakan yavrularımızın gülümsemesine gölge düşmesin diyedir.

turkiye yi kurtlerin yonetmesi

herkes kendi kendini yönetsin seçeneği de yok değil...

ahmet turk un konusmasinin sansurlenmesi

belki de ahmet türk küfr etmiştir. bir de bu paranoya var. biri ingilizce fransızca konuşunca aval aval bakıp, hatta çat pat kendisi de katılır, ama kürtçe oldu mu " bana küfr etmediğini nerden bileyim" diye paranoyakça tavırları unutmadık canlarım.

unutmayalım ki, gelecek nesiler mezopotamyanın bu kadim dilini bu hallere düşürenlerin anılarına tükürsün. bu dilin güzelliğinden bi haber olunların yeri geldiğinde nasıl dilbilimci kesildiklerini de....

ahmet kaya nin mezarinin turkiye ye getirilmesi

geçenlerde gülten kaya'yı okudum, hatırlayamadığım için kendime çok kızdım: o geceki rezalette reha muhtar şefliğinde verilen 10. yıl konserine pek sayın edip akbayram da katılmış.

ahmet turk un konusmasinin sansurlenmesi

türkiye cumhuriyeti'nde kürt dilini asimilasyonu, burjuva demokrasisinin en bayağı en alçakça şekilyle devam etmekte.

devletin resmi dili savsatalarına sığınan komplike beyinler şunu düşünmezlermi acaba? bir partinin( hadi parti değil güdümlü eşkiya yapılanması olsun) genel başkanı-ki bu partiye yaklaşık 3 milyon kişi oy vermiştir- neden böyle bir gereksinim duysun?

kürtçenin serbestisi, ancak rojin/nilüfer gibi ego düşkünlerinin heyecanlandığı bir şekliyle bize yutturulmaya çalışılıyor. cumhuriyetin kurulmasıyla süre gelen asimilasyon hala devam ederken, kürtçenin kullanımı sözkonuus olduğunda türkçenin resmi dil, güzel dil, tek ve yegane dil, argüman sahipleri mide bulandırmanın en üst seviyesinde değerlendirmeleri,bir insanın kendi anadilini kullanmasıyla resmi dili kullanmyaı tercih etmememsi aarsındaki farkı görmeyecek kadar asimilasyonun kusmuğundan nasiplenmişlerdir.

anadili yasaklamak bir trajedirir( stalin) bunu geçtik, yasakların kalktığı söyleniyor; bizim duymayacağımız yerde konuşmak şartıyla geberinceye kadar konuşunun anlamıdır bu. ya da hadi rojin/ nilüfer bize kürtçe eşliğinde popo sallasınlar da eğlenelim.

bu ülkenin beyni kusmuğa bulanmış, hayır hiç birşeye kızmıyorum da içimde yeşeren en ufak bir umutan dolayı kendime kızıyorum.

"tek dile, tek kokuya kalmış insanlık ayvayı yemiştir, eşekkkkkkliğiyle kalırlar." (yaşar kemal)

trt 6

halkın meclisinde(!) bilinmeyen olarak kayda geçen bir dilde yayın yapan devet kanalı.

kürt dili ve kültürünün hala yasaklı olduğu, bu yasakları delenlerin hala cezalandırıldığı gerçeğine gözlerini yumanalrın "iyi bir şey" dedikleri, akp'nin seçim politikasının çok ötesinde sinsi planların olduğu kanal.

devletin kürt politikası değişmiyor, nasıl bir açılım getirirse getirsin, bu söz konusu milliyete mensup üyeleri rencide etmekten geri durmuyor. şimdi madem ki günün 24 saatini yayın yapabilecek düzeyde olan bir dil var, bu dili konuşan yurtaşlar var, dillerini özgürce devletin tüm kademelerinde günlük hayatta, eğitimde kullanılmasının önündeki engeller kaldırılmıyor.

çağ iletişim çağı, iletişim çağında asimilasyonlara direnen kürt dilinin kurtuluşu televizyok kanalı değildir. hele bu formatta bir kanal asla değildir.

dil üzerinde yaptığı araştırmalarla ciddi emek, bedel ödeyen "kürt enstitüsü" projeye karşı net tavrını koydu. kürtçenin var olmasını sağlamnın yolu devlet eliyle açılmış bir kanal değil. aklı başında hiç bir kurd de bunu bir özgürlük açılımı olarak görmez.

son bişey, türk medyası da kürtçe konusunda sınıfta kaldı, dünkü manşetlerin tümü yanlıştı. hatta hürriyetin abartılı bir yanlış vardı. (bê xêr be) yazımıştı. kürtçe karşılığı hayırlı olmasın demek.

kar

bir doğa olayı, basit; buluttaki nemin donma olayı.

ama insan tüm doğa olaylarına bir duygu yüklemiştir. benim yüklediğim gibi. bugün yüzüme değen tanecikleri su olup dudaklarıma akarken, içimeki cehhennemi nasıl soğutacağımın yollarını ararken, ama adımlarım ve pozisyonum bu cehennemi söndürmek orda dursun daha tehlikeli yollara saparken, içimde bir cehennem yaratan şeyin de yüzüne yağdığını gördüm.

ve karın nasıl ateş bastırdığını yaşadım...

ermenilerden ozur diliyorum kampanyasi

1915 olaylarını değerlendiiririken ermenilere yapılan her türlü eziyeti sözümona ermenilerin türkleri katletmesi bahanesine sığdırarark bunu meşrulaştıran beyinlerin vicdandandan yana bir problemleri olmadığı için şidetle tepki gösterilen bir kampanya.

özelikle şu çok dikkatimi çekiyor: "belgeler gün ışığına çıkarıldığında, ermenilerin türklere ne çeşit bir katliam yaptığı da ortaya çıkacaktır." deniliyor. 1915 lerde türkiye nüfusu 12 milyon civarı, bağımsız kaynaklara göre 2-4 milyon arası ermeni yaşıyordu bu topraklarda, takvimler 1916 yı gösterdiğinde artık yoktular. kimi öldürüldü kimi de malına mülküne el konulması suretiyle sürüldü.

ve dikkatimi çeken bir nokta daha, "ermeni soykırımı" dendi mi kendini yerden yere vuran bazı arkadaşların, bu kavram kullanılmadan savundukları görüşler "soykırım" dan çok öte canilikler barındırdığını da belirtmek gerek.

metin elime geçmedi henüz ama buradan şunu söylüyorum:

dedem, dedemin kardeşi ya da başka bir akrabası, beraber yaşadığı vatandaşının kanını dökmüştür. bu gerçeklik kabul edilmeden, bu sırtımda bir yük olarak duracak, bunun utancını yaşayacağım. bir özrün yeterli olmadığını ama tarihin trajedyasını aydınlatma anlamında önemsiz de olmadığının bilinciyle, katledenin torunu olarak katledilenin torunlarından özür diliyorum.

kurt dili ve edebiyati

-mış, -miş türkçede belirgin ekler olmasının yanısıra türk şovenlerinin düşnüce yapılarını açıklarken en çok kullandıkları eklerdir. ki bu şahıslar her duyduklarına değil, duyup da inanmak istediklerine inanırlar. ötesi yoktur.

1111254 nolu entry sahibi, sadece duyduklarıyla yetinmiş, bu fiilerden bir kaç tanesini eklemeyi gerek duymamaış, duymamış çünkü o bunu duyarken inanmış, bizim de inanmamızı bekliyor.

ayrıca yukarıda #1110924 nolu entryde de yazdığı kelimelerin çoğu yanlıştır.
doğrusu şudur:

etık-abla
axa-ağa
stumal-atkı
xweh-bacı
rez-bağ
bex-beg
beş-bölük
golık-buzağı
lapori-bol
qırık-boğaz
lule-boru
boz-boz

görüldüğü gibi, kürtçeden bihaber olanlar araştırmalar yaparken bilimsel ilkelere uyma gibi bir zorunluluk hissetmezler. bunun da sebebi, kürtçe üzerindeki yasaklamalardı. yazarımızın verdiği çalışma örneklerinden yüzlercesini bulabilirsiniz. çünkü bunun saçma sapan şeyler olduğunu söyleyecek kimseler yoktu.

işin en komik tarafı, kürtçe ile ilgili sözümona araştırmaları kürtçeye inanmayan ortaçağ zihniyetli sözde bilim insanlarının yapmasıdır.##